Toplumsal Eşitsizlikler, Kaygı ve Sessiz Çatlaklar Üzerine
Adaletin sadece mahkemelerde değil, sokakta, okulda, evde ve bir insanın iç dünyasında da var olması gerekir.
Ama ya görünmeyen bir adaletsizlik sürekli, azar azar ruhumuzu örseliyorsa? Ya bir gün değil, her gün eşitsizlikle, ayrımcılıkla, sessiz bir dışlanmayla karşı karşıya kalıyorsak?
Bu noktada soruyu şöyle sormak gerekir:
"Adalet yıkıldığında, insanın iç dünyasında ne olur?"

Adalet Duygusu: Neden Bu Kadar Derin Bir İhtiyaç?
Psikolojide bu duyguya “Adil Dünya İnancı” denir. Melvin Lerner’a göre insanlar, “iyi insanların iyi, kötü insanların kötü şeyler yaşadığı” bir dünyaya inanmak ister. Çünkü bu inanç, kontrol hissi verir. Güvende hissettirir. Dünya anlamlı olur.
Ama bu inanç kırıldığında — yani kötülük ödüllendiriliyor, iyilik cezalandırılıyor gibi göründüğünde — kişi sadece öfkelenmez. Aynı zamanda temel güven duygusu da zedelenir. Bu da kaygıya, umutsuzluğa, hatta duygusal uyuşmaya dönüşebilir.
Adaletin Psikolojik Yüzü
Adalet dediğimizde yalnızca “tarafsız yargı”dan bahsetmiyoruz. Bir kadının gece istediği saatte tek başına eve dönebilmesi, bir mültecinin hor görülmemesi, bir LGBTİ+ bireyin korkmadan yaşayabilmesi de adalet meselesidir.
Ama gerçek şu ki:
Herkesin “aynı ağırlıkta insan” sayılmadığı bir yerde yaşıyoruz.
Bazı gruplar sistematik olarak görülmüyor, bazıları ise hedef gösteriliyor.
Bazılarının kaybı haber bile olmuyor, bazıları çok kolay unutuluyor.
Judith Butler, toplum nezdinde bazı hayatların daha az yas tutulabilir hale geldiğini savunur.
Ve biz bu adaletsizliğe her tanıklığımızda, içimizde sessiz bir kırılma daha yaşanır. İşte o kırılmalar, zamanla anksiyeteye, öfkeye, donakalmalara, hatta tükenmişliğe dönüşebilir.
Psikoterapide Adaletin Yansımaları
Birçok insan terapiye bireysel sorunlarla gelir:
"Hiçbir şey yapmak istemiyorum."
"Kaygım geçmiyor."
"Boşluktayım."
Ama bazen sorunun kökeni, kişinin yaşam öyküsünde değil, yaşadığı sistemde yatar. Bir kadının sürekli kendini açıklamak zorunda hissetmesi, bir öğrencinin kimliği veya dış görünüşü sebebiyle dışlanması, bir işçinin değersizleştirilmesi...
Adalet eksikliği, yavaş ama sürekli bir ruhsal travma yaratır. Bu travma, kişi yalnızlaştıkça derinleşir.
Adalet Ruhun Nefes Aldığı Yerdir
Adaletin yokluğu, insanın en temel ihtiyaçlarını tehdit eder: Güvende hissetmek, kendini değerli görmek, sesinin duyulacağını bilmek...
Bu yüzden adalet bir “lüks” değil, psikolojik bir gerekliliktir. Toplumda bir kişi dışlandığında, hepimiz biraz daha kırılırız.
İnsanlık ancak hiçbir canlının değersizleşmediği bir yerde yeşerir.
Comments